|
Serdar Akinan bir yazı yazdı ve ortalık karıştı.
Ağırlıklı olarak kadın yazarlardan tepki çeken yazısında
Akinan, genel yayın yönetmenleri ile kadın yazarların
yükselişi arasındaki tezini genellemeye çok açık bir
dille kaleme almıştı.
Akinan tamamen haksız mı?
Tartışılabilir. Kirlinin yanında temizi üzmüş olabilir.
Namusuyla, onuruyla, bilgi ve birikimiyle biryerlere
gelmiş meslektaşlarımızı zan altında bırakmış olabilir.
Böyle olması hata...
Ama soru şu;
Akinan tamamen haksız mı?
Bana göre Serdar Akinan derdini tam olarak anlatamadı.
Zaten sonunda ironik bir dille hatta alay ederek özür
diledi.
"Bu camianın 'tertemiz' sicilini
o yazıyla kirlettiğime inanmıyorum."
Serdar Akinan, "tertemiz" kelimesini
çift tırnak içine alarak iyi de bir gönderme yapmış.
Medyanın sicilini "tertemiz" diye yazarken
varolan kirliliğe dikkat çekmiş bence...
Hadi arkadaşlar... Okur ve izleyici bilmez ama bizler
çok iyi biliriz içimizde yaşananları.
Konuya "genel yayın yönetmenleri"
başlığıyla bakmak yanlış. Doğrusu, "medyanın
yetki-para-şan-şöhret sahibi bazı yöneticileri, bazı
yazarları, bazı anchormenleri" olmalıydı.
Şimdi...
"medyanın yetki-para-şan-şöhret sahibi bazı
yöneticileri, bazı yazarları, bazı anchormenleri"
deyince yarası olan üstüne alınsın. Hem de fazlasıyla
alınsın. Yarası olmayanlar da durduk yere gocunmasın.
Hadi... İçki masalarında meze yaptığımız çevremizde
yaşanan, tanık olduğumuz, duyduğumuz, bize anlatılan,
bize teklif edilen iğrenç ilişkileri, teklifleri, yaklaşımları
şöyle bir hatırlayalım.
Ben soruları arka arkaya diziyorum... İsteyen alınsın,
isteyen üzülsün... Ama bunlar bizim "kirlerimiz..."
Ha bu arada aşağıda yazanlar sadece bir kaç örnek...
İstersek sayısını hep birlikte arttırabiliriz.
- Otelde, işe yeni başlamış bayan muhabirin kapısına
dayanıp ilişkiye girebilmek için eşşek gibi anıran,
istediği olmayınca, "seni süründürürüm"
diye tehditler savuran, kapıları tekmeleyen ben miydim?
- Arabasına aldığı bayan çalışanına elle tacizde bulunan,
bayanın kendisini hareket halindeki arabadan atması
üzerine panikle, "eğer konuşursan seni bu sektörde
yaşatmam" diye tehdit eden ben miydim?
- Gecenin 04:00'ünde Sıraselviler'deki barın terasında
işe başlayalı 1-2 sene olmuş bayan elemanına şarkılar
söyleyip, alkolden iğdiş olmuş beyniyle komplimanlar
yapan, sonra da yatağına atan ben miydim?
- Beyoğlu'nda ki (Sıraselviler'in girişi) bir barda,
staja yeni başlamış spiker adayını bir gece önce nasıl
yatağa attığını ballandıra ballandıra anlatan, yanındaki
diğer yönetici arkadaşına, "istersen sana da
cirolarım" diyerek pezevenklik de yapan ben
miydim?
- Bulunduğu koltukta astığı astık, kestiği kestik tavrıyla
herkesi korkutan ve istisnasız her sunucu-yapımcı adayına,
"hadi gel kutlayalım" diyerek akşam
yemeği teklif eden, kabul etmeyenlerin işini bozabilmek
(ya da yükselmelerini engelleyeblmek) için patronuna
ısrarla, "O sizin için ağır hakaretler etti"
diye iğrenç yalanlarıyla çamur atan ben miydim?
- Evli barklı, çoluk çocuk sahibi olmasına rağmen yanında
çalışan çocuğu yaşındaki bayanla meyhane meyhane gezen
ve "böyle şeyler bize yakışmaz" diye
kendisini uyaran patronuna, "çocuklarımın üstüne
yemin ederim ki yalan söylüyorlar" diye ağlayan
ben miyim?
- Cihangir'in manzaralı kısmında tuttuğu garsiyonerine,
yanında çalışan ve ailesinin ekonomik durumu hayli bozuk
olan bayanı, "karımla yıllardır karı-koca ilişkimiz
yok, Sana aşık oldum" diye kandırarak götüren
sonra da o bayanı ilk tensikatta listenin başına yazan
ben miydim?
- Evli barklı bir adamken yanında (emrinde) çalışan
iki bayanın aşkları yüzünden ! kapışması sonucu bayanlardan
birisinin elindeki makasla dolabındaki elbiselerini
parçaladığı kişi ben miydim?
Serdar Akinan medyada yer alan dudak dudağa bir fotograftan
yola çıkarak o yazıyı yazdı.
Benim sözüm gerçekten aşk yaşayanlara, sevgiyi paylaşanlara,
karşılıksız-çıkarsız kafalarına göre takılanlara değil.
Kaldı ki insan birisiyle birlikteyken bir başkasından
etkilenmiş olabilir. Aldatmış, aldatılmış olabilir.
"Doğrusu olmaması" deriz ama olabilir.
Yaşadıklarınızın doğru olup olmadığın anlamak için
içinizdeki aynaya bakarsınız. Böylece "Yüzleşme"
süreci başlar. Kendi kendinizle yüzleşirsiniz. Yaşadıklarınız
her ne ise bedelini ödersiniz. Hayat devam eder...
Benim sözüm, özellikle bayan çalışanları ellerindeki
yetkiyle kandırıp-korkutup-tavlayıp-satın alıp; emeklerine
ve umutlarına tecavüz edenlere...
Keşke, suskun tanıklar ve mağdurlar konuşsa ve maskeleri
indirseler bir bir.
Aramızdaki bazılarının ruhlarının derinliklerine gizledikleri
şeytan ortaya çıkınca susmamalıyız, korkmamalıyız. Konuşanların,
tanıkların sayısı arttıkca ve o insanlar avaz avaz bağırmaya
başladıklarında şeytan cehennemin dibine dibine kaçmalı...
Sözüm onuruyla, şerefiyle, namusuyla işini yapanlara
değil. Onların sayısı çok şükür hala çoğunlukta...
Benim midemi bulandıran azınlıktakiler.
Benim midemi bulandıran, kirli kişiliklerinde onlarca
maskeyi gizlemeyi başaran ahlaksızlık abidelerinin sektörde
geldikleri nokta, toplumda yükseldikleri konum ne yazık
ki...
Anlayacağınız asıl lafı soktuklarım; aramızda dolaşan
adı "adama", "beye",
"abi" ye çıkmış, beyinleri çüklerinin
ucunda gezen emek tacizcileri...
Bayan meslektaşlarımız bir de bu açıdan baksınlar,
yazsınlar, çizsinler, mücadele etsinler... Ki, çalışma
yaşamında hemen hemen her seferinde gizli kalan iğrenç
saldırılar azalsın...
Yukarıda sorular halinde yazanlar yakında piyasaya
çıkacak olan "Yüzleşme" adlı kitabımda
açık ve net bir şekilde yer alıyor...
Yani;
"Yarası olan gocunacak..."
gazeteciyalcincakir@hotmail.com
|